(no subject)

Wednesday, 1 October 2025 09:30 pm
temris: (cato)
Üniversitenin 2. senesine başlamış bulunmaktayım. Yolun yarısının yarısındayız diyebilirim :P

Hala her gün o sınıflarda otururken oraya ait değilmişim hissini üzerinden atmam için fazlaca uğraş veriyorum. Ama yapacağım. Artık geri dönmek yok.

Bunun dışında, okul yeniden başlayana kadar yazın başladığım Assassin's Creed: Origins'i bitirmeye çalışmıştım, ve iki DLCsi ile birlikte tamamladım. Biraz boş zamanım olursa hakkındaki düşüncelerimi bu blogda da paylaşmayı istiyorum.

Benedictine keşişli aşk hikayeme de facto bir ara vermek zorunda kaldım. Ona da bir ara döneceğim. Yazın sonlarına doğru hikayenin gidişatı ile ilgili büyük bir sıkıntı yaşamıştım ama şimdi hallettim gibi. Özellikle Türkçe yazmış olmam da ayrı birkaç sıkıntıyı beraberinde getiriyor, çünkü çoğu monastic terimin karşılığını bulamıyorum; buluyorsam da genelde başka bir anlamda daha kullanıldığını görüyorum. Aynı zamanda yayınlayabileceğim bir platform olduğunu da zannetmiyorum ama bir şeyler yapmaya çalışacağız. "Zaten daha o aşamaya gelene kadar ohoooo" diyerek kendimi geçiştiriyorum şu sıralar.

Bir de mevsim değişikliğinin en çok hasarını gördüğümüz aylardayız. Özellikle şu haftada öyle bir değişik ilerliyor ki. Bir gün güneş ve rüzgarsız, sonraki gün tüm gün yağmur. Bakalım.

Dün Liverpool ile Galatasaray maçı yapıldı ve biz yendik. Yeterince mutlu olamadım doğrusu... 28 Ocak Man City var...

temris: (constantine)
Uzun zamandır bir kitabı okurken bu kadar sinirlenmemiştim. Yapmayı en çok sevdiğim aktivitelerden biri olan kitap okumayı bana zehir eden bu kitabı bitirmeden bırakırdım ama maalesef aldığım bir ders için bitirmek zorundaydım.

Neresinden başlamalıyım, onu bile bilmiyorum. Çünkü kitabın kendisi de karmakarışık. Ama her şeyin başı bence yazardan başlıyor: Yazar ve onun bildiklerini gösterme çabası. Örneklemede hiçbir sorun yok, ne derler işte, anlatımı zenginleştiren öğeler vs. ama dakika başı, her cümlede bunu yapıp devam eden cümlelerde, paragraflarda HATTA BÖLÜMLERDE bile buna kalkışması bende kusma hissiyatı uyandırdı. Geçiyorum, geçiyorum; hala aynı konudayız. YETER YAHU, ANLADIK. Bir iki sayfa değil, bazen yirmi sayfa geçtiği halde bir adım ilerlemiyor hikaye. NEDEN YANİ ????? NEDEN? Mesela Nihade kokularla uğraşıyor diye İKİ BÖLÜM (hatta belki daha fazla) boyunca hangi koku neden çıkar, nereden gelmiştir vs. BUNLARI ANLATIYOR. YAHU BİRKAÇ PARAGRAF YETERDİ, ANLADIK ARAŞTIRMA YAPMIŞSIN YAZARKEN.

Üstelik de biçimi de farklı değil. Sürekli. Vurgu. İçin. Böyle. Yazmaya gerek yok!!!! (ALLAHIM DAHA DEMİN BİTİRDİM KİTABI SİNİRLERİM HALA ÜZERİMDE.) Virgül kullan çok istiyorsan yani, sana bir lütuf verilmiş virgül gibi, KULLAN İŞTE SANKİ PARA ÖDÜYORSUN VİRGÜLE.

KONUSUNUN NE OLDUĞUNA DA KARAR VEREBİLMİŞ DEĞİL. Önce istiyor bir karakter üzerinden ilerlemek, başlıyor isimsiz yeniçeriyi anlatmaya. (AMA ANLATAMIYOR, çünkü dediğim gibi tarihi olaylara benzetmekten, örnekler verip bilgisini göstermekten KARAKTERİ OLUŞTURMAYI UNUTMUŞ. İsmi geçen hiçbir “karakter”in, karakteri yok çünkü! HİÇBİRİNİN YOK. Hepsi sadece “isminden” ibaret. Yok Nihade’yi seviyormuş, aşıkmış – ki aşk da değil hissettiği, o ayrı konu.) Sonra gidiyor, kronolojik olarak Osmanlı’nın düşüşüne girip yeniçerilerin lağvedilmesine dönüyor işleyiş. Her bölüm aynı çizgiden devam edecek diye bir şey yok da, yaptığı şekil de aşırı düzensiz. Cilt olmasa birlikte durmayacak kitap.

Bu tutarsızlık biçimsel de gösteriyor kendini: Başlarda eski kelimeleri, eski tamlamaları kullanmaya çalışıyor yazar; sonra vazgeçiyor, modern kelimelere dönüyor. Bunu batılılaşmaya falan gönderme olarak yaptığını hiç zannetmiyorum, sadece DİĞER HER ŞEY GİBİ bunda da kararlılık sağlayamıyor.

AMAÇ NE?? AMAÇSIZ BİR KİTAP BU. Bize bir şey öğretmek ise, yeni öğrendiğim belki bir iki şey vardır ki bu da aşırı alakasız konulardandı, en fazla “trivia” olur yani. Yok, bu daha çok “character study” ise O DA YOK Kİ İŞTE DEDİM YA, KARAKTERİN KENDİSİ YOK ÇÜNKÜ!! HİÇBİR ŞEY YOK BU KİTAPTA!!! İnsanda oluşturduğu tek bir his var, o da kaybolan zamana duyduğum hüzün. Öyle ki bu hüzün, okurken sinirlenip bu yazıyı yazdığım zaman bahsederim, dediğim diğer düşünceleri bile unutturdu şu an.

SORMAK İSTEDİĞİM TEK ŞEY VAR, HOCAM NİYE BU KİTABI OKUTTUNUZ YANİ?

(crossposted from my goodreads)


temris: (scotty)
Yaklaşık 6 ay kala çalışmaya başlayan biri olarak kaynak seçmekle, almakla ve kargoların gelmesini beklemekle kaç gün kaybettim acaba bilmiyorum. Ama işte kullandıklarım ve düşüncelerim.

Not: Bu yazıyı bir süre sonra tekrar güncelleyebilirim. Şu an hala bitirmediğim kaynaklar var.

Devamını oku )

Joewari da

Wednesday, 13 December 2023 05:36 pm
temris: (boey jersey)
Dün gece uyumak gerçekten zordu.

Birçoğunun da dediği gibi, en çok da Kopenhag'a yenilmek üzdü. Gruptaki "en düşük seviye takım" olduğu için falan değil, kendi sahamızda oynanan maçtan sonra kalecinin yaptığı terbiyesizlikler, dünkü maça kadar tek tek hepsinin yaptığı açıklamalar yüzünden. Özellikle de son düdük çaldıktan hemen sonra o adamın mutlulukla arkadaşına sarılırken, Bakambu'nun üzgünlükle baktığı görüntüde kalbim parçalandı.

Demiştim ben Real Madrid'e elendiğimizden beri futbolla daha az ilgilenmeye başlamıştım diye. Çünkü sürekli olacakmış gibi olup sonunda olmuyor.

Dünkü maçın iyi gitmeyeceği maç başlamadan belliydi bence. İlk 11'i gördüğüm anda bir kaş kaldırdım, ama sonra dedim ki, önceki birkaç maçta da aynı şeyi yaşadım ben. Dedim belki bu sefer değişir bir şeyler. Özellikle Tete'ye maalesef güvenim sıfır, ki ben takımdaki hiçbir oyuncuyu hala silmemiştim başkalarının sallamayı çok sevdiği bu ortamda. Hem Angelino, hem de Zaha -- adam bu maçlara çıkabilmek için geldi bu takıma zaten, her seferinde dillendirdi. O yüzden hocanın çıkarmasına şaşmıyorum, ancak şu güne kadar hiçbir maçta performansını çok çok beğenmedim. Gol attı mı, attı. Ama dediğim gibi bir türlü gözüme giremedi adam. Bilmiyorum, benlik bir şey. Ya da onun için Kerem'in her maçta laf yemesinden de olabilir.

Diyorlar ki her şutu uzaya atıyor. Bir kısma kadar doğru, ama onun kadar atağa giren görmüyorum ben. Takımda bir sürü sakat oynayan var tabii -- özellikle Icardi'nin son zamanlardaki düşüşünü buna bağlıyorum. (Umarım kısa zamanda eski formuna geri döner. Bence sakatlandıktan sonra oynamamalıydı bir süre...) Ama inatla oynatıldığından, bütün atakların ona ulaştırılmaya çalışılmasından hiçbir şey yapamaz hale geldik. Buna rağmen adam maçta olduğu her dakika uğraşıyor bir şeyler için bence.

Zaten saat 11'de başlayan maçı beklemek tam bir işkenceydi. Başladığı anda da başka bir baş ağrısı başladı. (Ne kadar baş içeren bir cümle oldu :D) Dedim ki tüm ŞL maçlarında böyle başladık, sonra açıldık biz. Düzelir şimdi.

Düzelmedi.

Berbat oynadık maalesef. Ve hak etmedik galibiyeti o yüzden. Tete'yi izlemek beni öldürdü zaten. Angelino nasıl bilmiyorum, istatistiklerde ilk yarı yüksek puan almış galiba ama ben bunu hiç göremedim. Zaten gideceğim diye düşündüğünden çok uğraşmadı mı artık...  (Ziyech de sanırım yine iyi hissetmediğinden ilk 11 başlamamış.)

Her şey farklı olabilirdi düşüncesi AKLIMDAN ÇIK!! Yapacak bir şey yok maalesef, Avrupa Kupasını almamız gerekiyor, şart. "Hiç olmazsa yarı final" bile diyemiyorum. Öyle gaza geldim, sinirlendim.
Aklıma sonradan başka yorumlarım da gelirse düzenlerim bu yazıyı... Aklım parça parça, ne düşünsem bilemiyorum.
temris: (Default)
 Bu sefer nedense Türkçe yazasım geldi. En fazla 10 dakika olmuştur oyunu bitireli. O yüzden belki sonradan aklıma başka fikirlerim de gelecek olursa, onları sonradan eklerim.

Şimdi gelelim konumuza.

İlk Splinter Cell oyununu oynayalı sanırım bir ya da iki ay olmuştur. Atmosferiyle, yapabileceğiniz hareketleriyle ve en önemlisi de müziğiyle çok ama çok hoşuma giden bir oyun olmuş, serinin diğer oyunlarına da beni fazladan heyecanlandıran bir yapımdı.

Pandora Tomorrow'da, ilk oyunda sıkıntı yaşanan kısımları düzeltip üstüne birkaç güzel yenilik de eklemişler.

Öncelikle, şifreli kapılarda şifreyi önceden öğrendiyseniz, panele tıkladığınızda anında aşağıda görünmesi çok iyi olmuş. Beynim yetmediği için uzun kodları unutuyordum genelde - gerçi bunda ilk oyundaki gibi 6 haneli kodlar yoktu. Hatta sadece toplamda 5 şifreli kapı falan geçmiştir.

Yeni bir düşman eklentisi olarak keskin nişancılar beni aşırı zorladı. Özellikle kırmızı çizgisi (ışık da... terim olarak ne deniyor, hiçbir fikrim yok) görünmeyen, mayınlarla döşeli çanakların olduğu kısımda bayağı vakit kaybettim. Güzel bir eklentiydi yani, zorlanalım biraz ama çooook da sıkmasın. (Mesela ilk oyundaki mayınlı, iki tane gardiyanın baktığı o yer canımı tak ettirmişti sadece. Sonunda ikisini de vurup geçtim o kısmı :D)

Tırmanma, atlama, zıplama kısımlarında şaşırtıcı bir şekilde neredeyse hiç sorun yaşamadım. İlk oyunda bir yerden bir yere zıplamaya çalışırken on defa deniyordum. Duvarlar arası split yapma ilk oyunda ne kadar hoşuma gitse de 1 kere bile kullanmam gereken yer olmamıştı. Bunda half split gibi bir şey yapmışlar ve gayet iyiydi. Tabii bir yerde denedim, olmayınca kafayı yedim, tüm yeri dolaştım, geldim yine aynı yere. Üzücüydü. Sonunda yaptım ama.

Genel olarak çok daha kısa sürdüğünü hissettim hatta. Önceki oyunu birirmem 1 haftayı geçmişken, bunu 3-4 günde bitirdim sanırım - ben de kendime şaşkınım.

Hikaye önceki oyun gibi çok da ahım şahım bir şey değildi ancak bundan kaybettiğini kesinlikle sinematiklik olarak telafi ediyor. Özellikle en çok aklımda kalan seviye olan tren kısmında, trenin altından ilerlemek, üstünde helikoptere binip kaçmak vs. beni gerçekten bir ajan gibi hissettirdi heh. 🤭 Bir de borular gibi tutunduğun yerden ters dönerek nişan alma olayı aşırı hoşuma gitse de hiç kullanmam gereken yer olmadı sanırım.

Müzikleri her ne kadar yine atmosfere uygun olsa da, ilk oyundaki gibi oyun dışında da dinleyeceğim olduğunu zannetmiyorum. Sadece single player menu müziğini beğendim bayağı, aklımda o kaldı. Los Angeles Havalimanı - en son seviyede de bu çalıyordu. Gerçekten kendini yalnız ve gerilimli hissettiren bir parça...

Bakalım Sam Fisher, diğer oyunlarda nasıl hissettireceksin?

Profile

temris: (Default)
temris

hi:)

image host
image host

You can call me Temris. I write from my bedroom.

I write here like it's my irl journal and my concern is just letting my thoughts loose.
Main concern: ME.
Main audience: ME.
You can read along tho :)



I have the tendency to talk about various subjects but since I can't manage more than one blog I end up letting it all get mixed together.

January 2026

M T W T F S S
   1 234
567891011
1213141516 1718
19202122232425
262728293031 

Syndicate

RSS Atom

Style Credit

Powered by Dreamwidth Studios